louvre muzesi soygununun ardindan gelen soru mucevherlere ne olacak GYy72qkC.jpg

Louvre Müzesi soygununun ardından gelen soru: ‘Mücevherlere ne olacak’

“`html

Paris’teki Louvre Müzesi’nde Gerçekleşen Soygun: 88 Milyon Euro Değerinde Mücevherler Çalındı

19 Ekim Pazar günü, yerel saatle 9:30’da Paris’teki ünlü Louvre Müzesi’ne giren maskeli dört hırsız, sadece 7 dakika içinde Fransa’nın en kıymetli mücevherlerinden sekiz parçayı alarak kayıplara karıştı. Çalınan kraliyet mücevherlerinin toplam değeri tam olarak 88 milyon euro olarak belirlendi.

Louvre Müzesi, soygundan üç gün sonra yeniden ziyaretçilere açıldı.

Bu ünlü sanat galerisi içinde meydana gelen soygun, sanat eserlerinin güvenliği üzerine geniş çaplı bir tartışmanın başlatılmasına sebep oldu. Çalınan eserlerin akıbeti, birçok kişi için büyük bir merak konusu haline geldi. WSJ Magazine’in haberine göre, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) kaynak gösterek çalıntı sanat eserlerinin gizli ticaret ağının, Dubai ve Delhi’deki elmas kesim atölyelerinden, New York, Anvers ve Tel Aviv’deki kuyumculara kadar uzandığını belirtti. Bu ağın yılda milyarlarca dolarlık kaçak ticaret yaptığı ortaya çıktı.

En büyük endişe, bu tarihi eserlerin parçalar halinde satılması. Geleneksel sanat eserleri, resim ve heykel gibi eserlerin değerlerinin korunabilmesi için belirli bir standartta muhafaza edilmesi gerekirken, mücevherler için bu durum daha karmaşık. Hırsızlar, çalınan mücevherleri parçalara ayırarak altın, elmas ve değerli taşları ayrı ayrı satma olasılığına yöneliyor. Sanat hukuku uzmanı Dr. Av. Zeynep Hekim Bülbül, çalınan mücevherlerin büyük bir ihtimalle parçalanmış, farklı şekil ve boyutlarda kesilerek tanınamaz hale getirildiğini ifade ediyor: “Bana göre Louvre’dan çalınan bu değerli taşlar muhtemelen çoktan ayrıştırılmış durumda.”

Ancak Galeri Baraz’ın yöneticisi Yahşi Baraz, olayın daha karmaşık bir arka planı olabileceğine dikkat çekiyor. Baraz, Louvre’daki soygunun, büyük ihtimalle dikkatli bir şekilde planlanmış bir iş olduğunu belirtiyor: “Dünyada çok zengin ve ruhsal sorunlar yaşayan koleksiyonerler bulunuyor. Profesyonel yardım alarak müzelerden eserler çaldırıyorlar ve sonra bu eserleri kendi malikânelerine astıklarında, bu sanat eserleri için alıcı bulmanın zorluğunun farkındalar. Bu durumun sipariş üzere yapıldığını düşünüyorum. Olay, profesyonel bir planlama ile ve uzun bir hazırlık süreci sonrasında gerçekleştirilmiş olabilir.”

Sanat Eserleri Hırsızlığının Getirdiği Tehditler

10 Hırsızdan 1’i Yakalanıyor

Soygun söz konusu olduğunda, eserlerin sigorta kapsamının olup olmadığı büyük bir önem taşıyor. Polaris Sigorta ve Reasürans Brokerliği Sanat Sigortaları Direktörü Nazan Yılmaz, sanat eserlerinin hırsızlığının, silah ve uyuşturucu kaçakçılığından sonra en fazla kazanç elde edilen üçüncü alan olduğunu belirtiyor. Yılmaz’a göre, sanat hırsızlığından yılda yaklaşık
5 milyar dolar gelir elde edildiği tahmin ediliyor. Ancak sanat hırsızları arasındaki yakalanma oranı oldukça düşük; 10 hırsızdan sadece biri yakalanıyor. Her yıl gerçekleşen hırsızlık oranı ise %10 artış göstermekte. Yılmaz, “Sanat hırsızlarının başarı oranları ne yazık ki düşük değil. Sanat eserlerini çalıp unutulmalarını sağlamak için genellikle 10 yıl bekliyorlar.” açıklamasında bulundu.

Sanat eserlerinin korunmasının ve geleceğe aktarılmasının son derece önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu bağlamda sigortanın kritik rolüne dikkat çekiyor: “Sanat sigortası, eserlerin korunarak gelecek nesillere aktarılması ve maddi değerinin güvencesinin sağlanması açısından hayati bir koruma aracıdır.”

Louvre Müzesi ve Türkiye’deki devlet müzeleri, devlet güvenliği altında bulunsa da, yaşanan bu olay durumun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Tüm koruma önlemlerine rağmen, müzelerde hırsızlık vakaları yaşanabiliyor. Sanat eserlerinin sadece hırsızlığa değil, tüm risklere karşı (All Risk poliçesi) koruma altına alınması gerektiğini vurguluyor.

Cezası Oldukça Ağır

Dr. Av. Zeynep Hekim Bülbül

Her ülkede, Türkiye’deki Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) gibi kuruluşlar bulunmaktadır ve bu kurumlar INTERPOL, gümrük ve müzelerle iş birliği yaparak çalışıyor. Müzayede evleri, galeriler ve sanat eserleri satan işletmeler bu sistemin önemli ayrılmaz parçalarıdır ve ciddi sorumluluk taşırlar. Bu suçların cezaları oldukça yüksek olduğu için dikkatli olmaları gerekmektedir.

UNESCO 1970 ve Uluslararası Özel Hukukun Birleştirilmesi Enstitüsü (UNIDROIT) tarafından hazırlanan 1995 tarihli sözleşmeler, ülkeler arasındaki ikili anlaşmalara zemin hazırlayan önemli belgelerden biridir. INTERPOL, UNESCO ve Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) veritabanları sayesinde çalınan birçok eser izlenmekte ve bulunabilmektedir.

Hayat Hızla Nasılsa Normale Döndü

Paris’in günlük yaşamıyla tanınan 27 yaşındaki Emir Erdoğan, o gün şehri nasıl etkilediğini paylaştı.

O gün müzenin yakınında kartpostal satanlara gidecektim. Soygundan birkaç saat sonra bisikletle yola çıktım. Pont des Arts köprüsünden geçerken soyguncuların girdiği pencerenin önünde kalabalığı fark ettim.

Ekstra güvenlik önlemi göremedim. Trafik, her zamanki gibi yol alıyordu. Olay yerine yakın balkon önünde birkaç güvenlik görevlisi vardı ve basın üyeleri ile seyirciler durumu izliyordu. Bu durumu fark eden turistler ise fotoğraf çekmeyi ihmal etmediler. Beni en çok şaşırtan şey, hayatın bu kadar hızlı bir şekilde normale dönmesiydi.

Fransa için bu olay önemli bir itibar kaybıydı. Ancak sokaklar, kafeler ve sosyal medya bu durumu trajikomik bir şekilde yorumluyor ve komik videolar paylaşılıyor.

Güvenlik Zafiyeti mi? Tarihin Ironik Tekrarı mı?

Şerif Yaşar, Sanat Tarihi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Louvre Müzesi, yalnızca Fransa’nın değil, dünya çapında kültürel bir vitrin olarak kabul edilmektedir. Ancak yaşanan bu soygun, bu ‘görkemli vitrin’ arkasındaki çelişkileri bir kez daha gözler önüne serdi. Evet, meydana gelen olay büyük bir güvenlik skandalı. Ancak, asıl mesele Louvre’un geçmişte de ‘çalınan eserlerin sergilendiği’ bir mekan olmasıdır. Tıpkı İngiltere’de bulunan British Museum gibi, Louvre’da sergilenen pek çok eser, ait olduğu yerlerden alınarak halkın hafızasından silinmiştir.

Son dönemde İstanbul’daki Mimar Sinan’ın Piyalepaşa Camisi’ne ait çinilerin Louvre envanterine katılması büyük bir tartışmaya yol açmıştı. Bu durum, Batı’nın ‘evrensel kültür mirası’ söyleminin ardında saklanan büyük bir tarihi yağmanın sessiz tanıklarıdır.

Bu bağlamda, Louvre’daki soygun yalnızca güvenlik açığı değil, tarihin ironik bir tekrarı olarak değerlendirilmelidir.

“`

Author: samet kuru